Bilgi Paylaşımı

SİMYACI

Arkadaşlarınızla paylaşın:

İnsanın hayat yolculuğunun içindeyken fark edemediği, ancak yüreğinde çocukluğunun heyecanını taşıyan kişilerin zevkle ve tekrar tekrar okuyup , okumak isteyeceği bir klasik eser SİMYACI.


Kitabın konusu özetle aslında; nasihatname veya yazgına nasıl sahip olacaksın veya mutluluğu nasıl kuracaksın? Gibi birçok sorulara yanıt arayan Endülüslü çoban Santiago’nun masal tadında yaşam ve ahlak kılavuzu diyebiliriz.


Aslında kitabın her yeri vurgulanmaya ve tekrar tekrar okunmaya değer ancak ben bugün size mutluluk nedir? Konusuna anlatılan masalı ve öğretiyi sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü mutluluğu ararken bazen kaçırdığımız durumlar  ile mutluluğa tam erişemiyoruz ve farkına da varamadığımız için mutsuzluğumuz kat kat katlanıyor. Bu gibi durumlarda aslında hali hazırda bilerek geldiğimiz bu dünya hayatımızda sıradanlık ve gitgide güven alanında kör ve sağır olabiliyoruz. Tek derdimiz karnımız doysun oluyor bir süre sonra…


Kitaptan kesit;


“Gerçek bir kraldı yaşlı adam.

“Al!” dedi, göğüslüğünün ortasına kakılmış biri beyaz, biri siyah iki taş çıkartarak. “Birinin adı Urim, ötekinin adı Tummim’ dir. Siyah olanı ‘evet’ demektir, beyaz olanı ‘hayır’ anlamına gelir. İşaretleri yorumlamayı başaramadığın zaman sana yardım ederler. Âmâ mümkünse, kendi kararlarını kendin al. Delikanlı iki taşı heybesine koydu. Artık kararlarını kendisi verecekti.

“Her şeyin bir ve tek şey olduğunu asla unutma. Simgelerin dilini unutma. Ve özellikle, kişisel menkıbenin sonuna kadar gitmeyi  unutma.’

“Ama şimdi sana küçük bir öykü anlatmak istiyorum:

Bir tüccar Mutluluğun Gizi’ ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman girdiği salonda hummalı bir manzara ile karşılaşmış. Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş. 2 saat bekledikten sonra bizim delikanlıya sıra gelmiş.

Delikanlının ziyaret sebebini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi’ ni açıklayacak zaman olmadığını söylemiş ona bilge. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra tekrar görmeye gelmesini eklemiş. Ancak bir ricada bulunmaktan da geri kalmamış. Delikanlıya içine iki damla yağ damlattığı kaşığı vermiş ve eklemiş, ‘Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutun ancak içindeki yağın dökülmemesini sağlayın’ demiş. Delikanlı sarayda elindeki kaşıkla gezmeye başlamış ancak ne var ki gözünü kaşıktan ayıramıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

‘Güzel demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi? Utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabaladığından, başka bir şeye dikkat edemediğini söylemiş.

‘Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı,’ demiş ona bilge. ‘Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.’ İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp tekrar sarayı gezmeye başlamış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tek tek anlatmış.

‘Peki demiş Bilge sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?’ demiş.  Kaşığa bakan delikanlı, yağın döküldüğünü görmüş.

‘Peki’ demiş bilge adam,

‘sana vereceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi, dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.’

Bu masal bizlere hepimizin hayatlarında yaşadığı kesitlerden bir anıyı hatırlatmış ve farkındalık yaratmıştır. Burada da anlatılan hayatın tüm güzellikleri bizler için bahşedilmiş ancak bunlara gözlerimizi kapatırsak bir sürü güzellikten mahrum kalır, mutsuz oluruz. Ancak kendimizi bütünüyle kaptırdığımızda ise bu kez elimizdeki özden kopmuş oluruz. Bu her iki şekilde de tam bir mutluluk olmaz o nedenle mutluluğu herkes kendi hayat yolculuğuna uygun bir şekilde yaşamalı ama elindeki öz değerleri kaybetmeden…




Haftanın En iyi konuları

Kimler Çevrimiçi

1 Ziyaretçi(ler) çevrimiçi:
Misafir(ler)1
Kullanıcı Listesi
JuriTurk çevrimiçi 2 saat önce
Bizi Nasıl Buldunuz ?